İspanya’nın güneyinde, Sierra Nevada dağlarının eteklerinde bir coğrafya var ki; zaman sanki burada ağır akıyor. Endülüs’ün beyaz köyleri (Pueblos Blancos), güneşin altında parlayan beyaz badanalı evleriyle, dar sokaklarıyla, her köşesinde tarihin yankılandığı yerler.
Ve elbette, bu köylerdeki küçük oteller, bu ışığın içinde yaşayan hikâyelerin sessiz tanıkları.
Ronda, Grazalema, Zahara de la Sierra, Arcos de la Frontera… Her biri dağların tepesine kurulmuş, taş duvarlarıyla doğaya karışan köyler. Buradaki oteller, eski evlerden dönüştürülmüş, birkaç odalı, aile işletmesi sıcaklığında yerler. Kimi sabah kahvaltısında ev yapımı portakal reçeliyle sizi karşılar, kimi terasında Endülüs güneşinin batışını izletir.
Bu köylerde kalmak, İspanya’nın sadece turistik yüzünü değil, yerel hayatın ritmini de hissetmek demek. Akşamüstü meydanda yaşlıların sohbetine karışmak, sabahları zeytinliklerin arasından yürüyüşe çıkmak, sessizlikte kilise çanlarını dinlemek… Bu küçük otellerin her biri, o yaşantının bir parçası.
Gerçek otel örnekleri:
- La Mejorana (Grazalema) – Dağ köyünün ortasında, taş duvarları ve yeşillikler içindeki terasıyla huzurlu bir aile işletmesi.
- Hotel Los Castaños (Cartajima) – Altı odalı, sade ama zarif bir butik otel. Sahibesinin hazırladığı ev yemekleriyle ünlü.
- Casa Henrietta (Jimena de la Frontera) – Tarihi bir evden dönüştürülmüş, sanatla dolu bir küçük otel; Endülüs ruhunu yaşatıyor.
Endülüs’ün beyaz köyleri bana hep şunu düşündürüyor:
Turizm bazen büyük şehirlerin ışıklarıyla tanıtılır ama bir ülkenin gerçek ışığı, çoğu zaman bu küçük köylerde yanar. Her beyaz duvarda bir hikâye, her küçük otelde bir yaşam felsefesi saklı.
Yolunuz bir gün İspanya’nın güneyine düşerse, haritanın turistik yollarını bırakın; beyaz köylerin sessiz sokaklarına girin.
Belki orada, bir taş evin içinde, kendinize ait bir hikâye bulursunuz.