Turizm sezonu tüm hızıyla başladı. Haziran ortası itibarıyla kıyı bölgelerinde özellikle büyük otellerde doluluk oranları %90’lara ulaşmış durumda. Fakat aynı bölgelerde, yalnızca birkaç sokak ötede, küçük oteller, pansiyonlar ve aile işletmeleri hâlâ oda doldurma mücadelesi veriyor. Görünen o ki, yıllardır tartışılan “her şey dahil” sistem, bu yıl da kazananı belli, kaybedeni çok olan bir tabloyla karşımızda.
Tatilci Uçakla Geliyor, Bavulunu Açmadan Dönüyor
Her şey dahil sistemle çalışan büyük oteller, sezon öncesi yaptıkları uçak+transfer+konaklama anlaşmaları sayesinde turistlere inanılmaz ucuz ve “sorunsuz” bir tatil paketi sunuyor. Tatilci uçağa biniyor, oteline geliyor, bilekliğini takıyor ve 5 gün boyunca dışarı adım atmadan her şeyini otelden alıyor.
Sonuç?
- Kasabadaki lokanta boş,
- Hediyelik dükkânı siftahsız,
- Sahilde şezlong kiralamaya çalışan üniversite öğrencisi müşteri arıyor.
Ve en çok da yakın çevredeki küçük oteller, bu “tatile kapatılmış” sistemden zarar görüyor.
Paket Turların Asıl Gücü: Uçak
Küçük otellerin yaşadığı temel problemlerden biri de şurada gizli:
Paket turlar, uçak biletlerini büyük çapta ve aylar öncesinden satın alıyor.
Bu da turistin kendi başına tatil planlamasını neredeyse anlamsız hâle getiriyor.
Bugün bir turist, kendi başına uçak bileti ve küçük otelden rezervasyon yaptığında,
aynı destinasyondaki “her şey dahil” büyük otele kıyasla daha pahalıya tatil yapmış oluyor.
Hal böyle olunca, ekonomik davranmak isteyen turist için küçük otel otomatik olarak eleniyor.
Küçük Oteller Neden Geride Kalıyor?
- Reklam gücü zayıf: Büyük otellerin medya bütçeleri, SEO çalışmaları, sosyal medya ekipleri var.
- Platform baskısı: Küçük otellerin Booking.com gibi sistemlerde görünmesi, yüksek komisyonlar ödediği anlamına geliyor.
- Algı problemi: Turist gözünde küçük otel hâlâ “konforsuz” gibi algılanıyor.
- Uçuş desteği yok: Tur paketi sunamayan küçük işletmeler, uçak fiyatı artışıyla yarışamıyor.
Yerel Ekonominin Görünmeyen Yüzü
Her şey dahil sistemin yaygın olduğu bölgelerde yerel esnaf, sezon boyunca “gölge misafir” gibi.
Turistler otelin dışına çıkmadığı için:
- Manav alışveriş yapamıyor,
- Taksici iş bekliyor,
- Rehber eşliğinde tura çıkacak kimse bulunmuyor.
Turizm sadece otel değildir. Turizm:
- Simit satan esnaftır,
- Tekne turu düzenleyen kaptandır,
- Şezlong kiralayan öğrencidir.
Sistem bu halkaları dışlayarak tek merkezli bir ekonomi yaratıyor.
Ne Yapmalı?
- Devlet desteği yerelleşmeli: Sadece otel yatırımlarına değil, bölgesel tanıtıma ve küçük işletmelere destek sağlanmalı.
- Uçuş teşviki küçükler için de planlanmalı: Bölgesel havaalanlarından yapılan seferler, butik otellerle entegre paketler hâline getirilmeli.
- Belediyeler dijital destek vermeli: Yerel tanıtım kampanyaları küçük işletmeler için de yürütülmeli.
- Yeni nesil gezgine odaklanılmalı: Artık birçok genç turist zincir otelden kaçıyor. Onlara doğrudan ulaşmak, küçük otelin elindeki en güçlü koz olabilir.
Son Söz: Eşitsizlik Sessiz Kalınca Büyür
Türkiye turizmi sadece dev komplekslerden ibaret değil. Sokaktaki pansiyon, sahildeki sandal, kasaba içindeki yöresel lokanta bu hikâyenin ayrılmaz parçası.
Küçük otel dolmazsa, sokak da dolmaz.
Sokak dolmazsa, turizm gerçekten gelişmiş sayılmaz.
Ancak tüm suç sadece sistemde değil. Küçük otellerin de artık kimliksiz, karaktersiz, sıradan ve kalitesiz hizmet anlayışından vazgeçmesi gerekiyor. Sadece “ucuz” olmak, turist çekmek için yeterli değil. Her küçük otelin kendine özgü bir hikâyesi, atmosferi ve duruşu olmalı. Temizlikten taviz vermeyen, güler yüzüyle fark yaratan, yerel lezzetleri öne çıkaran ve misafirine özel bir deneyim yaşatmayı hedefleyen bir yapı artık zorunluluk. Turist, her yıl farklı bir küçük otele gelerek bambaşka kültürel, sanatsal ya da yerel zenginliklerle tanışabilmeli. Ucuzluk rekabeti yerine, değer üretme ve farklılaşma anlayışıyla hareket eden küçük oteller, sadece ayakta kalmakla kalmaz; turizmin gerçek yıldızları hâline gelirler.