Menü Kapat

Köyde Turizm Yapmanın Etik ve Estetik Değerleri

Turizm şehirlerden taşınca, kıyılardan sonra rotasını köylere çevirdi.
Yaylalar, kasabalar, küçük köyler artık sadece yaşayanların değil, tatilcilerin de uğrak noktası.

Doğa özlemiyle, huzur arayışıyla, sadelik isteğiyle gelen turistler…


Ancak sorulması gereken asıl soru şu:

“Turizm köye iyi mi geliyor, yoksa köyü tüketiyor mu?”

Giderek çoğalan bungalovlar, taş evler, glamping çadırları…
Köyde yaşam yeniden keşfediliyor, ama çoğu zaman yaşanarak değil, pazarlanarak.

Bu yazı, köyde turizm yapılırken göz ardı edilmemesi gereken iki temel meseleyi ele alıyor:
Etik ve estetik.


Köyde Olmak, Köyü Taklit Etmek Değildir

Köy turizmi deyince artık akla hep benzer görüntüler geliyor:
Testiler, saman balyaları, nostaljik tabelalar, Instagram’a uygun bahçeler…

Ama köyün ruhu sadece süslerden ibaret değildir.

Gerçek köy hayatı;

  • Sabah ezanıyla başlayan gün,
  • Dallarda asılı domatesler,
  • İki lafın belini kıran komşular,
  • Ve yavaş akan bir zaman demektir.

Köyde turizm yaparken önce bu ritmi anlamak gerekir.
Yoksa “doğal” diye pazarlanan her şey, en sonunda yapay bir dekora dönüşür.


Etik Değer: Yerel Hayata Saygı

Bir köy, yalnızca doğasıyla değil, insanıyla da anlamlıdır.
Ve bu insanlar, her gününü burada geçiren gerçek bir topluluğu oluşturur.

Turizm, bu hayatın içine dışarıdan biri olarak girer.
Ama turizmci için “ilginç” olan şey, yerli halk için “günlük yaşam”dır — hatta bazen “mahrem”dir.

O yüzden köyde turizm yaparken şu sorular sorulmalıdır:

  • Bu yapı, köylünün manzarasını mı kapatıyor?
  • Bu turist, köy meydanında çocukların oyununu mu engelliyor?
  • Bu fotoğraf, bir başkasının hayatını mı izinsiz paylaşıyor?

Köyde turizm yapmak, bir hayat tarzına misafirlik izni almak gibidir.
Ve bu izin, ancak saygı göstererek alınabilir.


Estetik Değer: Doğaya ve Dokuya Uyum

Estetik yalnızca şık olmak değil, yerine yakışır olmak demektir.
Köy mimarisi, doğanın eğimine, rüzgârın yönüne, güneşin hareketine göre oluşmuştur.

Bugün yapılan turistik yapılar, çoğu zaman bu doğallığı bozuyor:

  • Düz zemin için dağlar kazılıyor,
  • Betonla “taş ev” taklit ediliyor,
  • Modernlik adına çevreyle kavga ediliyor.

Oysa köyde estetik, görünmekten çok uyum sağlamaktır.
Yani:

“Ben buraya aitim” dedirten bir yapı,
“Ben burayı kullanırım” değil, “ben burayla birlikte yaşarım” diyen bir yaklaşım.


Sürdürülebilirlik: Yavaş Git, Derin Kal

Turizm köylerde aceleyle değil, dikkatle yapılmalı.
Bir sezonluk kazanç uğruna köyün dokusunu zedelemek, uzun vadede herkesi kaybettirir.

Köyde turizmin en sağlıklı halleri:

  • Kültür temelli yürüyüşler,
  • Yerel üreticiyle tanışma deneyimleri,
  • Bahçede birlikte domates toplamak,
  • Göl kenarında sessiz bir kitap saati…

Bunlar sade ama güçlü deneyimlerdir.

Turist burada izleyici değil, katılımcı olur.
Ve o zaman, hem misafir memnun kalır, hem ev sahibi saygı duyar.


Son Söz: Bir Yer Yaşasın mı, Görünsün mü?

Köyde turizm yapmak, bir coğrafyayı “sunmak” değil, “yaşatmak” olmalı.
Eğer köyü yalnızca gösterilecek bir manzara, satılacak bir dekor olarak görürsek,
onu önce meşhur ederiz — sonra da mahvederiz.

Ama köyü bir yaşam alanı olarak kabul edip,
orada misafir olmanın nezaketini korursak,
o zaman hem köy kalır, hem turizm olur.

Köyün karakteri korunursa, turizm de kendine karakter katar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir