Menü Kapat

Rakamlar Güzel, Peki Turizm Gerçekten Daha mı İyi?

Son haftalarda turizm dünyasından ardı ardına “rekor” haberleri geliyor.
Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) 2025’in ilk yarısında dünya genelinde turist sayısının pandemi öncesi seviyeyi geçtiğini açıkladı. TÜİK’in verilerine göre Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre %12 arttı. TÜRSAB ise 2025 yaz sezonunun “son yılların en yoğun dönemi” olduğunu belirtiyor.

Kağıt üzerinde manzara harika: Daha çok turist, daha yüksek döviz girişi, dolup taşan oteller…

Ama sahaya indiğinizde farklı bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.


İyileşme mi, Yoksa Farklı Bir Yorgunluk mu?

Küçük otel sahipleriyle konuştuğunuzda, çoğunun yüzünde gülümseme yok. Doluluk oranları yüksek olsa da kâr marjları eriyor.

  • Enerji, gıda ve personel maliyetleri son üç yılda katlandı.
  • Kalifiye personel bulmak zorlaştı; bulunan personelin elde tutulması ise daha da zor.
  • Gelen turist profili çeşitlendi, ancak fiyat/performans beklentileri de sertleşti.

Misafir tarafında da benzer bir huzursuzluk var. “Eskiden daha uygun fiyata daha iyi hizmet alıyorduk” cümlesini hem yerli hem yabancı turistten duymak mümkün. Fiyat artışı çoğu zaman hizmet kalitesine yansımıyor.


30 Yıl Öncesinin Turizmi: Daha Az, Ama Daha Sakin

1990’ların ortasında turizm, bugünkü kadar kitlesel değildi.

  • Turist sayısı daha azdı ama gelen misafir ortalama olarak daha uzun kalırdı.
  • Yerel halk ile misafir arasındaki iletişim daha samimiydi.
  • Hizmette gösterişten çok “gönüllü misafirperverlik” ön plandaydı.

O yıllarda turizm “bir sektör” olduğu kadar “bir misafir ağırlama kültürü”ydü. Şimdi ise her şeyin başında “maksimum kapasite” ve “yıl bazında büyüme” hedefleri geliyor.

Bugün turistler hızla gelip gidiyor, sosyal medya fotoğrafı için duruyor, sonra başka destinasyona geçiyor. Yerel bağ kurma ihtimali azalıyor.


Rakamların Söylemediği Şeyler

Resmi veriler bize toplam büyüklüğü gösterir, ancak sektörün sağlığını ölçmez.
Bir otelin doluluk oranı %95 olabilir, ama bu kâr ettiği anlamına gelmez.
Bir şehir 3 milyon turist çekebilir, ama bu ziyaretçilerin memnun ayrıldığını garanti etmez.

Sahadaki bazı gerçekler:

  • Maliyet baskısı: Artan giderler, fiyat artırmadan telafi edilemiyor.
  • Kalite erozyonu: Daha çok misafir ağırlamak, hizmet kalitesini düşürüyor.
  • Yerel memnuniyetsizlik: Gürültü, kalabalık ve çevre kirliliği, turizme desteği azaltıyor.

Peki Çözüm Nerede?

  1. Kendi göstergeni takip et: Doluluk oranı kadar, misafir memnuniyeti, tekrar gelen misafir oranı, ortalama kalış süresi gibi iç veriler daha anlamlıdır.
  2. Turizmi sadece rakam değil, deneyim olarak ölç: “Bu yıl kaç turist geldi?” sorusunun yanına “Bu yıl kaç turist mutlu ayrıldı?” sorusunu ekle.
  3. Yerel değerleri koru: Turist sayısını artırmak, yerel kimliği ve misafirperverlik anlayışını feda etmek anlamına gelmemeli.

Son Söz: Büyüme Güzel, Ama Mutluluk Daha Güzel

Turizmde büyüme sadece istatistiklerle değil, mutlu işletmeciler, memnun misafirler ve huzurlu yerel halk ile ölçülmeli.
Evet, rakamlar bu yıl iyi görünüyor. Ama turizmin 30 yıl önceki samimiyetini ve dengeli temposunu tamamen kaybetmeden bu büyümeyi yönetebilmek en büyük sınavımız olacak.

Çünkü unutmayalım: Bir destinasyonu rakamlar değil, hikâyeler yaşatır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir