Menü Kapat

Küçük Otelcilikte Para Kazanmak Meselesi

Sektörün dışından bakanlar genellikle şu iki soruyu sorar: “Ne kadar kazanıyorsun?” ve “Bu işi yapmak çok karlı değil mi?” İçeriden bakanlar ise genellikle aynı şeyi söyler: “Bu işte para yok.”

İkisi de haklıdır aslında. Ama ikisi de aynı şeyi konuşmuyordur. Dışarıdaki, turizm denince akla gelen büyük otellerin cirolarını, medyaya yansıyan yatırım rakamlarını görür. İçerideki ise her ay gelen faturaları, ödenmeyen kredi kartı taksitlerini, sezon sonunda cebinde kalanla ne yapacağını hesap eder.

Ama bu yazıyı, “küçük otelcilik karlı mı değil mi” sorusuna cevap vermek için yazmıyorum. Daha farklı bir şey söylemek istiyorum: Her turizm yapan çok para kazanmak zorunda değil. Ve küçük otelcilik, çok para kazanıp o parayla güzel bir hayat yaşamak için değil, o yarattığınız otelde güzel bir hayat yaşamak içindir.

Kâr Hırsı ile İşletmecilik Arasındaki Fark

Büyük ölçekli turizm, doğası gereği sermayenin işidir. Yatırım geri dönüş süreleri hesaplanır, kâr marjları projelendirilir, her karar rakamlarla alınır. Bu modelde para kazanmak esastır ve kazanılan para genellikle başka yatırımlara, başka otellere, başka işlere yönlendirilir.

Küçük otelcilik ise bambaşka bir şeydir. Burada yatırım genellikle kişisel birikimlerle yapılmıştır. İşletmeci, aynı zamanda işin sahibi, çalışanı ve çoğu zaman da orada yaşayanıdır. Kâr etmek elbette istenir, kimse zarar etmek istemez. Ama kâr etmek, bu işe başlarkenki ana motivasyon mudur?

Küçük otel sahiplerine “Bu işe neden girdiniz?” diye sorduğunuzda, çoğu size “Kendi işimin patronu olmak istedim” der. Bir kısmı “Ailemizin evini değerlendirelim dedik” der. Bir kısmı “Hep hayalimdi” der. “Çok para kazanmak için girdim” diyeni duymazsınız.

Bu bir tesadüf değildir. Küçük otelcilik, başlangıcından itibaren para kazanma motivasyonundan ziyade başka motivasyonlarla şekillenen bir iştir.

Kazanç ile Yaşam Arasındaki İlişki

İşin doğrusu şu: Küçük bir otel işleterek, büyük otellerin sahiplerinin kazandığı parayı kazanmanız mümkün değildir. Ölçek farkı ortadadır. On odalı bir butik otelin cirosu, iki yüz odalı bir otelin cirosunun yanında çok küçük kalır. Kâr da öyle.

Ama şu soruyu sormak gerekir: Küçük otel işletmecisinin kazandığı para, onun ihtiyaçlarını karşılıyor mu? Bu sorunun cevabı, işletmecinin beklentisine, yaşadığı yere, aile durumuna, borç yapısına göre değişir. Ancak asıl soru şudur: Küçük otel işletmecisi, kazandığı paranın ötesinde, bu işten başka ne kazanıyor?

Kendi zamanını yönetme özgürlüğü, kendi kararlarını alma yetkisi, yarattığı mekânda kendi estetiğini yaşatabilme imkânı, misafirlerle kurulan gerçek insan ilişkileri, sezon sonunda gelen düzenli misafirlerin “yine geldik” dediğinde duyulan tatmin… Bunların parasal bir karşılığı yoktur. Ama bir işletmeci için, aylık gelirinden çok daha değerli olabilir.

“Çok Para Kazanmak Zorunda Değilim” Diyebilmek

Bu başlık kulağa biraz teslimiyetçi gelebilir. Oysa anlatmak istediğim şey tam tersidir. “Çok para kazanmak zorunda değilim” diyebilmek, aslında bir özgürlüktür. Kendi beklentilerinizi, kendi sınırlarınızı, kendi mutluluğunuzu tanımlayabilmektir.

Büyük otellerin mantığında sürekli büyümek, sürekli daha çok kazanmak vardır. Bu mantık, kurumsal yapıların doğasıdır. Küçük otelcinin ise böyle bir zorunluluğu yoktur. On odalı bir oteli on bir odaya çıkarmak zorunda değildir. Daha pahalı bir lokasyona taşınmak zorunda değildir. Misafir sayısını iki katına çıkarmak zorunda değildir.

Küçük otelci, işini büyütmek yerine derinleştirmeyi seçebilir. Mevcut odalarını daha iyi hale getirebilir. Mevcut misafirlerine daha iyi hizmet verebilir. Kendi yaşam kalitesini koruyarak, işletmesini sürdürülebilir kılabilir.

Bu tercih, bazılarına “hırssız”, “azimsiz” veya “pasif” görünebilir. Oysa bu, tam anlamıyla bir bilinç tercihidir. Ne kadar kazanacağına değil, nasıl yaşayacağına karar vermektir.

Parasal Gerçekleri de Konuşmak Gerekir

Elbette bu söylediklerim, küçük otelcilerin para kazanmaması gerektiği anlamına gelmez. İşletmenin ayakta kalması, faturaların ödenmesi, personelin maaşının verilmesi, beklenmedik masrafların karşılanması gerekir. Bu gerçekler ortadadır.

Ama bu gerçeklerle birlikte şu gerçek de vardır: Küçük otelcilikte her şey parayla ölçülmez. Bir işletmeci, kârını artırmak için misafir deneyiminden ödün veriyorsa, personeline daha az maaş veriyorsa, bakım onarımı ertelemek zorunda kalıyorsa, bu işin ruhuna aykırıdır.

Küçük otel işletmeciliğinin sürdürülebilir olması, sadece mali tablolarla ilgili değildir. İşletmecinin kendini tüketmeden, mutsuz olmadan, işini seve seve yapmaya devam edebilmesiyle de ilgilidir. Ve bu noktada, “ne kadar kazandığı” sorusu, “nasıl yaşadığı” sorusunun yanında ikincil kalır.

Sonuç

Küçük otelcilik, çok para kazanıp o parayla başka yerde güzel bir hayat kurmak için yapılan bir iş değildir. Tam tersine, güzel bir hayatı doğrudan işin içinde, o yarattığınız mekânda, o yürüttüğünüz işletmede yaşamak içindir.

Sabah kahvaltıda misafirlerinizle sohbet ederken, öğleden sonra bahçede bir çiçeği yerinden değiştirirken, akşam hesap defterini kapatıp bir çay koyarken yaşadığınız o anlar, bu işin asıl kazancıdır. Bunun karşılığında alacağınız para, ne kadar olursa olsun, o anların değerini belirlemez.

Tabii ki işletmeniz kâr etsin, tabii ki alın terinizin karşılığını alın. Ama bunu yaparken, asıl kazancınızın ne olduğunu unutmayın. Küçük otel işletmeciliği, bir zengin olma hikâyesi değildir. Kendi emeğinizle yarattığınız bir yerde, kendi kurallarınızla, kendi zamanınızda, kendi seçtiğiniz insanlarla yaşama hikâyesidir.

Bunu anlayan işletmeci, kazandığı parayı neye harcayacağını değil, kazandığı hayatı neyle kuracağını bilir.

Siz işletmenizde nasıl bir hayat kuruyorsunuz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir