Geçen yıl bu köşede “2025 makası”nı yazmıştım. O yazının sonunda şöyle bitirmiştim: “2025 makası kapanmadı. Ama doğru okunduğu takdirde, 2026 için bir kılavuz görevi görüyor.”
2026 sezonu bize ne gösterdi? Makas kapanmadı. Daha da açıldı.
Geçen sene soru şuydu: “Makas bizi ne kadar kesti?” Bu sene soru daha sert: “Makas hâlâ kesiyor, ama biz ne öğrendik?”
Kur Tarafı: Beklenen İyileşme Gelmedi
2025’te turizmcinin şikayeti, döviz kurunun maliyet artışını yakalayamamasıydı. 2026’da bu tablo tersine dönmedi; daha da karmaşık bir hal aldı.
Dolar, yıl içinde 47 TL eşiğini aştı ve yılbaşından bu yana TL karşısında yaklaşık %9,4 değer kazandı. Ama turizmcinin asıl satış para birimi olan euro, TL karşısında dokuz ayda sadece %10 civarında arttı. Yani dolar bazında bir hareketlilik var, ama turizmin gerçek gelir kapısı olan euro tarafında beklenen sıçrama gerçekleşmedi.
Daha önemlisi: kur artışı, maliyet artışının çok altında kaldı. İlk dört ayda otellerin TL ciro artışı %44’ü bulurken, döviz bazlı cirolar %8,3 geriledi. Aynı dönemde döviz kuru artışı %17,4’te kalırken, işletme maliyetleri %65-66 bandına tırmandı. Bu fark, sektörün reel kaybının %25’e yaklaştığını gösteriyor.
Geçen sene “kimi günler daha fazla turist ağırlayıp daha az TL kazandık” diyorduk. Bu sene durum daha net: daha fazla turist, daha fazla TL, ama daha az gerçek kazanç.
Maliyet Tarafı: Üç Cepheden Baskı
Geçen sene maliyetleri “gıda %42-65, enerji %30+, işçilik %70” başlıklarıyla özetlemiştim. 2026’da bu tablo biraz yatay seyretti ama yön hâlâ yukarı.
Gıda: Haziran 2026’da gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonu %35,45 ile manşet TÜFE’nin üzerinde seyretti. Kuraklık ve aşırı hava olayları tarımsal üretimi vurdu; domates fiyatları son bir yılda %40 arttı. Uzmanlar, ham madde kıtlığının gıda enflasyonunu 2027’ye kadar yukarı çekeceğini söylüyor. Turizmcinin kahvaltılık tabağındaki her kalem, bir önceki sezona göre daha pahalı.
Enerji: Nisan 2026’da elektrik ve doğalgaza çift haneli zamlar geldi. Konutlarda elektrik %25, doğalgaz %25 arttı; işletmeler için düşük voltaj bağlantılarında elektrik %17,5, sanayi doğalgazı %18,6 bandında yükseldi. Doğalgazda yıllık artış %94’ü buldu. Jeopolitik gerilimler ve Hürmüz Boğazı’ndaki tedarik endişeleri, enerji fiyatlarını “yapışkan” hale getirdi.
İşçilik: TÜİK verilerine göre inşaat maliyet endeksinde işçilik yıllık %30,5 artarken, malzeme %27,1’de kaldı. Mayıs verisinde işçilik artışı %32’ye ulaştı. Otelcilik özelinde de personel giderleri en büyük baş ağrısı olmaya devam ediyor. Sektör temsilcileri, “maliyetler tarafında zorlayıcı bir yıl” ifadesini kullanıyor.
Doluluk Yüksek, Ama Hikâye Değişti
Geçen sene “doluluk %90’ları görse bile zarar kapatan işletmeler” demiştim. 2026’da bu tablo daha da belirginleşti.
Antalya’da doluluk oranları Eylül’de %90’lara ulaştı, yılın 8,5 ayında 11 milyonun üzerinde yabancı turist geldi. İstanbul’da Ağustos ayında doluluk geçen yılın üzerine çıktı. Kâğıt üzerinde rakamlar iyi görünüyor.
Ama TÜROB Başkanı Müberra Eresin’in sözleri durumu özetliyor: “Dolulukla ilgili sıkıntımız yok ama gelirle ilgili problemimiz var.” İstanbul’da ortalama oda fiyatı Ocak-Ağustos döneminde geçen yıl 103,68 euro iken bu yıl 97,5 euroya geriledi.
Yani: daha çok misafir, daha düşük fiyat, daha yüksek maliyet. Bu denklemin sonucu kârlılık değil, hayatta kalma mücadelesi.
Erken Rezervasyon Dersi: Bu Sefer Tersine Döndü
Geçen sene “erken rezervasyon düşük kurla açılırsa maliyet ayarı kaçar” diye yazmıştım. 2026 sezonu bu uyarının haklılığını gösterdi—ama beklenmedik bir şekilde.
Bu yıl erken rezervasyon yapanlar değil, son dakikacılar kazandı. Sezon başında yüksek doluluk bekleyen birçok tesis, talep zayıflığı nedeniyle fiyatları aşağı çekmek zorunda kaldı. Mayıs ayında otel dolulukları son 5 yılın en düşük seviyesine geriledi. Dolmayan odalar sezon ortasında indirimli satışa çıkarıldı.
Sonuç: Erken rezervasyonla sezon başında satılan odalar, hem düşük fiyatla hem de yüksek maliyetle aynı anda yüzleşti. Geçen sene “erken rezervasyon düşük kurla açılıyor” endişesi vardı; bu sene “erken rezervasyon düşük fiyatla açılıyor” gerçeğiyle karşılaştık.
2026’nın Acı Dersi: Fiyat Artışı Artık Çözüm Değil, Sorunun Kendisi
Geçen sene “fiyat artırmak tek başına çözüm değil” demiştim. 2026 bu tespiti doğruladı—ama bir adım öteye taşıdı.
Çünkü fiyat artırmak artık talep kaybı anlamına geliyor. Maliyetler yükselirken fiyatı yükseltemiyorsun; fiyatı düşürmek zorunda kalıyorsun. TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı’nın ifadesiyle, “Sektör bir yandan gelirini korumaya çalışırken diğer yandan fiyat algısını yönetmek zorunda. Aksi halde doluluk oranları baskı altına girebilir”.
Bu, turizmcinin klasik refleksinin iflası demek. Eskiden maliyet artışını fiyata yansıtırdın. Şimdi yansıtamıyorsun. Rekabet, talep esnekliği ve kur baskısı üçgeninde sıkışmış durumdasın.
2027’ye Ne Taşınıyor?
2025 sonunda üç kırmızı çizgi belirlemiştik. 2026 bunları test etti:
1) “Döviz kuru gerçekçi değilse, fiyatlama doğru yapılamıyor.” — Doğrulandı. Kur artışı maliyetleri karşılamıyor, hatta gerisinde kalıyor.
2) “Erken rezervasyon düşük kurla açılıyorsa, maliyet ayarı kaçıyor.” — Doğrulandı, ama bu sene sorun düşük kur değil düşük fiyat oldu.
3) “İşçilik ve gıda maliyetlerinin trendi yukarı yönlü.” — Doğrulandı. Her iki kalem de çift haneli artışlarla seyretti.
2027’ye taşınan yeni gerçek şu: Makas yönetimi artık sadece gelir-gider dengesi değil, talep-fiyat dengesi demek. Çünkü maliyetleri kontrol edemiyorsun, kuru yönlendiremiyorsun, ama talebi de kaybedemiyorsun.
Geçen sene “2025 makası acı ama gerekli bir ders verdi” demiştim. 2026 gösterdi ki o ders henüz tam öğrenilememiş. Ama belki bu sene, en azından yanlış öğrenilen bir şeyi düzelttik: Doluluk kâr değildir. Ve fiyat, artık bir kaldıraç değil, bir tuzak olabilir.
2027’nin sorusu şu olacak: Turizmci, kontrol edemediği iki değişken (kur ve maliyet) arasında, kontrol edebildiği tek şeyi—işletme verimliliğini ve maliyet yapısını—yeniden tasarlamayı öğrenecek mi?
Yoksa makas, bu sefer daha da derin keserken, sadece izlemeye devam mı edecek?