Menü Kapat

Turist Değil, Misafir Ağırlayan Şehirler Kazanacak

Turizm dilinde sıkça kullanılan bir kelime vardır: turist.
Sayılarda turist vardır.
Raporlarda turist vardır.
Grafiklerde turist vardır.

Ama sokakta, çarşıda, sofrada, dükkânda turist değil; misafir vardır.

Bu ayrım küçük gibi görünse de turizmin geleceğini belirleyecek kadar büyüktür. Çünkü turist ağırlayan şehirler ile misafir ağırlayan şehirler arasında temel bir zihniyet farkı bulunur.


Turist Ağırlayan Şehir Ne Yapar?

Turist ağırlayan şehirler genellikle şu refleksle hareket eder:

  • Daha çok kişi gelsin,
  • Daha çok oda dolsun,
  • Daha çok ciro yapılsın.

Bu yaklaşımda şehir, kendini turiste göre şekillendirir.
Restoran menüleri sadeleşir, yerel tatlar kaybolur.
Dükkânlar aynı ürünleri satar.
Şehir merkezleri birbirine benzemeye başlar.

Bir süre sonra şu garip durum ortaya çıkar:
Farklı ülkelere gidersiniz ama aynı sokakları, aynı dükkânları, aynı menüleri görürsünüz.

Bu, turizmin en büyük çelişkisidir.
İnsanlar farklı bir yer görmek için yola çıkar; ama gittikleri her yer birbirine benzer.


Misafir Ağırlayan Şehir Ne Yapar?

Misafir ağırlayan şehir ise kendini değiştirmez;
kendi hayatını yaşamaya devam eder ve misafiri o hayata davet eder.

Bu şehirlerde:

  • Yerel pazarlar turistik dekor değildir, günlük hayatın parçasıdır.
  • Restoranlar turist için değil, kendi halkı için de pişirir.
  • Esnaf, müşteriyi değil, misafiri karşılar.

Bu yaklaşımda turizm, şehrin doğasını bozmaz;
aksine o doğanın paylaşılmasını sağlar.

Misafir ağırlayan şehirlerde turist, sadece para bırakan biri değildir.
Bir hikâye dinler, bir yemek öğrenir, bir insan tanır, bir kültüre temas eder.

Ve en önemlisi, tekrar gelmek ister.


Gerçek Değer Nerede Oluşur?

Turizmde gerçek değer, büyük tesislerde değil;
küçük temas noktalarında oluşur.

  • Bir kahvehanede kurulan sohbet,
  • Bir pazarda yapılan alışveriş,
  • Bir zanaatkârın atölyesinde geçirilen yarım saat,
  • Bir ev yemeği lokantasında yenilen akşam yemeği…

Bunlar turizm istatistiklerine girmez.
Ama hatıralara girer.

Ve turizmi sürdürülebilir kılan da bu hatıralardır.


Anadolu’nun Avantajı Burada

Anadolu’nun pek çok şehrinde hayat hâlâ turizm için kurulmuş bir sahne değil.
Gerçek hayat var.

Sabah açılan fırın,
öğlen dolan esnaf lokantası,
akşam meydanda oturan insanlar…

Bu şehirler turist ağırlamaya değil, misafir kabul etmeye daha yatkın.
Çünkü zaten bir misafir kültürüne sahipler.

Sorun şu:
Bu şehirler turizme açılırken, turist ağırlayan şehirlerin hatalarını tekrar ederse; kendi avantajlarını kaybederler.


Geleceğin Kazananları Kim Olacak?

Dünya turizmi artık yavaş yavaş şu noktaya geliyor:

İnsanlar otel değil, deneyim arıyor.
Manzara değil, hikâye arıyor.
Lüks değil, anlam arıyor.

Bu yüzden gelecekte kazanan şehirler:

  • Kendine benzeyen,
  • Yerel kimliğini koruyan,
  • Misafirini hayatına dahil eden
    şehirler olacak.

Sonuç: Turist Gelir, Misafir Geri Döner

Turist sayılarla ölçülür.
Misafir hatıralarla.

Turist bir gece kalır,
misafir bir bağ kurar.

Turist harcama yapar,
misafir hikâye taşır.

Ve turizmde asıl sürdürülebilirlik, işte bu bağların sayısıyla ölçülür.

Bu yüzden geleceğin turizm liderleri,
en çok turist ağırlayan şehirler değil;
en iyi misafir ağırlayan şehirler olacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir