Menü Kapat

Tirilye — Zeytin Ağaçlarının Gölgesinde Eski Bir Marmara Kasabası

Marmara’nın kıyısında bazı kasabalar vardır; denize yakın olmalarına rağmen insanın aklına önce deniz gelmez. Tirilye de onlardan biri.

Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı bu eski kıyı kasabası, zeytin ağaçlarının çevrelediği tepelerin arasında, Marmara’ya doğru yavaşça iniyor. Dar sokakları, eski taş ve ahşap evleri, tarihî yapıları ve küçük limanıyla, büyük şehirlerden çok uzaklaşmadan başka bir zamana geçmek mümkün.

Tirilye’ye girerken insanın dikkatini ilk çeken şey sessizlik oluyor.

Sonra evler.

Bazıları ahşap cumbalarıyla sokağın üzerine doğru uzanıyor. Bazıları taş duvarların arkasında kalıyor. Eski kapılar, küçük avlular, pencerelerin önündeki saksılar ve zamanın rengini verdiği duvarlar, kasabanın geçmişini bugünle birlikte yaşatıyor.

Burada eski evler yalnızca korunmuş yapılar değil.

Sokağın kendisinin bir parçası.

Tirilye’nin geçmişinde Rum yerleşiminin önemli bir yeri var. Bugün ayakta kalan kiliseler, eski evler, Taş Mektep ve diğer tarihî yapılar bu geçmişin izlerini taşıyor. Fatih Camii olarak kullanılan yapı da daha önce bir Bizans kilisesiydi; Taş Mektep ise 1904–1909 yılları arasında inşa edilmişti.

Ama Tirilye’yi yalnızca tarihî yapıları görmek için gezmek biraz eksik kalır.

Asıl güzellik, aralarındaki sokaklarda.

Bir sabah erkenden yürümeye başladığınızda kasaba henüz tam olarak uyanmamış oluyor. Bir evin önünden geçerken içeriden kahvaltı hazırlığının sesi geliyor. Bir başka sokakta yaşlı bir çınarın gölgesi kaldırıma düşüyor.

Sonra yol aşağıya doğru inmeye başlıyor.

Deniz kendini gösteriyor.

Marmara’nın mavisi, zeytin ağaçlarının yeşili ve eski evlerin toprak renkleri birbirine karışıyor.

Tirilye’nin en güzel taraflarından biri de bu.

Deniz burada manzaranın tamamı değil; hayatın bir parçası.

Çünkü Tirilye’nin hikâyesinde zeytin de deniz kadar önemli. Kasaba geçmişte zeytin ve zeytinyağı üretimiyle tanınıyor, ürünleri uzak pazarlara kadar ulaşıyordu. Bugün de zeytinlikler kasabanın çevresindeki manzaranın önemli bir parçası.

Öğleden sonra sokaklar biraz daha hareketleniyor.

Küçük dükkânlar, sahil ve çarşı canlanıyor. Kordon boyunca balık restoranlarının önünden geçerken zeytinyağlı mezelerin ve taze balığın kokusu geliyor.

Fakat Tirilye’nin ritmi yine de değişmiyor.

Yavaş.

Akşamüstü geldiğinde ise kasaba yeniden kendi sessizliğine dönüyor.

Güneş Marmara’nın üzerine doğru alçalırken eski evlerin cepheleri sararıyor. Zeytin ağaçlarının gölgeleri uzuyor. Çamlı Kahve’nin bulunduğu yüksek noktaya doğru çıktığınızda deniz daha geniş görünmeye başlıyor. Açık havalarda körfezin karşı kıyıları ve Armutlu tarafları görülebiliyor.

Bir süre orada oturmak yeterli.

Ne bir programa ihtiyaç var ne de uzun bir gezi listesine.

Çünkü Tirilye’nin güzelliği, bir yerden bir yere yetişmekte değil; bir yerde biraz daha fazla kalmakta.

Tirilye’den ayrılırken insanın aklında çok fazla yapı ya da gezilecek yer kalmıyor.

Daha çok küçük şeyler kalıyor.

Bir zeytin ağacının gölgesi.

Eski bir ahşap pencere.

Taş bir duvarın serinliği.

Denizden gelen hafif rüzgâr.

Ve akşamüstü, dar bir sokaktan geçerken duyulan uzak bir sandalye sesi…

Belki de Tirilye’nin asıl güzelliği burada.

Bazı yerler insana yeni bir şey göstermek için değil, bildiği şeyleri yeniden hissettirmek için vardır. Tirilye de Marmara’nın kıyısında, zeytin ağaçlarının arasında bunu hâlâ yapabilen eski kasabalardan biri.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir