Son yıllarda Türkiye turizminde bir soru giderek daha sık soruluyor: Turizm sezonu gerçekten uzuyor mu, yoksa belli bir döneme daha mı sıkışıyor? Pandemi sonrası dönemde alışılmış sezonsal kalıpların değişmeye başladığını görüyoruz. Ancak bu değişim tam olarak ne anlama geliyor?
İklim Değişikliği ve Sezon Kavramı
İklim değişikliği yalnızca çevre politikalarını değil, doğrudan turizm sezonlarını da etkiliyor. Antalya, Muğla gibi Akdeniz bölgelerinde Kasım ayına kadar denize giren turistler görmek artık sıradan hale geldi. Bu, sezonun doğal olarak uzadığı anlamına geliyor olabilir. Ama aynı zamanda temmuz-ağustos aylarının aşırı sıcakları, turistleri bu dönemde gelmekten caydırıyor. Bu da sezonun iç dengesini bozuyor.
Erken Rezervasyonlar, Geç Gelişler
Özellikle Avrupalı turist profilinde erken rezervasyon oranı artsa da, seyahatlerin gerçekleşme tarihleri daha geçe kayıyor. Birçok otelci, dolulukların artık haziran sonuna doğru başladığını belirtiyor. Bu da klasik anlamda sezonun mayıs gibi başladığı yılların geride kaldığını gösteriyor.
Alternatif Turizm Sezonu Zorlar mı?
Eko-turizm, gastronomi rotaları, yayla turları, kültür gezileri gibi ürünler sayesinde turizm sezonu coğrafi olarak genişliyor, ama bu her zaman takvim olarak uzadığı anlamına gelmiyor. Karadeniz yaylalarına temmuzda çıkan bir turist, Ege kıyılarına eylül sonunda geçiyor. Yani sezon hem yer değiştiriyor, hem de alışıldık çizgiden çıkıyor.
Ne Yapmalı?
- Tesis planlaması sadece yaz sezonuna göre yapılmamalı.
- Belediyeler, destinasyonlarını 12 aya yayacak içerikler üretmeli.
- İş gücü planlaması sezon odaklı değil, yıl boyu sürdürülebilir olmalı.
Sezonun gerçekten uzayıp uzamadığı sorusu, aslında turizm sektörünün ne kadar esnek ve yenilikçi olduğuna bağlı. Kalıpları yıkanlar kazanacak gibi duruyor.