Selin Dünya Gezer’den merhaba! Bu kez rotam, rüzgârın ve üzüm bağlarının şekillendirdiği bir adaya, Bozcaada’ya düştü. Türkiye’nin üçüncü büyük adası, aynı zamanda Ege’nin en özgün küçük otel kültürlerinden birine sahip. Taş sokaklarında yürürken sabah kahvesi kokusu, denizden gelen iyotla karışıyor; bağ evleri ve küçük pansiyonlar birer birer misafirlerini bekliyor.
Ada Kültürü
Bozcaada’da “küçük otel” demek, aslında bir evin kapısından içeri adım atmak gibi. Çoğu işletme bağcılık geleneğine yaslanan ailelerin ellerinden çıkma. Üzüm hasadı zamanı bahçeler canlı, sofralar bereketli.
1) E2 Deniz Otel
Adanın merkezinde, sahile birkaç adım uzaklıkta modern ama ev sıcaklığında bir butik otel. Beyaz ve mavi tonlarıyla Ege ruhunu yansıtıyor. Sabahları ev yapımı reçeller, öğlenleri ise bahçede limonata…
2) Aral Tatil Çiftliği
Bir aile çiftliğinin içinde, bağların ortasında konaklama. Evinize dönmüş gibi hissedeceğiniz odalar ve her sabah ev yapımı ekmek ve reçellerle dolu bir kahvaltı. Üstelik bisiklet ve bağ gezisi seçenekleri de var.
3) Ada Hotel Bozcaada
Taş bir binada, merkezde ama sessiz bir sokakta. Her odasında farklı bir tasarım ve adanın tarihine küçük referanslar. Akşamüstü terasında şarap eşliğinde gün batımı en keyifli anı.
4) Armagrandi Bozcaada
Eski bir Rum evinden dönüştürülmüş bu butik otel, taş duvarların serinliği ve avlusundaki begonvillerle ada ruhunu yansıtıyor.
Neden Bozcaada’nın Küçük Otelleri?
- Ada Havası: Şehirden uzak, yavaş yaşam kültürü.
- Bağ ve Şarap Kültürü: Çoğu otel bağların ortasında, ev yapımı şarap sunuyor.
- Taş Mimarisi: Rum evlerinden dönüştürülmüş konaklar, dar sokaklarda saklı avlular.
- Samimi İşletmeciler: Ada halkı misafirleriyle bire bir ilgileniyor, ada tavsiyelerini paylaşıyor.
Bozcaada’da küçük bir otelde kalmak, sabah bağlarda yürüyüş yapmak, öğlen denizde serinlemek, akşamüstü ise avluda ada şarabı eşliğinde gün batımını izlemek demek. Bu, sadece bir tatil değil; bir adanın ritmine karışmak.