Haziran yaklaşıyor. Hava ısındı, ofislerde klimanın sesi yükseldi, ekranlarda “erken rezervasyon fırsatları” yanıp sönüyor. Ve her yıl olduğu gibi aynı telaş: “Bu yaz nereye gidelim?”
Ama şu soruyu sormadan geçip gidiyor muyuz? Gerçekten bir tatil mi planlıyoruz, yoksa bir yerlerden kaçmaya mı çalışıyoruz?
İkisi çok farklı şeyler.
“Planlamak”, bir yeri merak ettiğiniz için oraya gitmektir. O şehrin sokaklarında kaybolmayı, bilmediğiniz bir yemeği tatmayı, yerel bir pazarda el vermeyi istemektir. Planlamak bir keşiftir.
“Kaçmak” ise başka bir şeydir. İşten kaçmak, ekranlardan kaçmak, aynı duvarlardan kaçmak, şu bitmek bilmeyen bildirimlerden kaçmak. Kaçtığımız zaman nereye gittiğimizin çok da önemi yoktur. Yeter ki “orada” olmayalım. Yeter ki “burada” olmayalım.
Son yılların tatil trendine bakıyorum da giderek daha çok kaçış görüyorum. Her şey dahil otellerin yükselişi aslında bir kaçışın ürünü değil mi? Dışarı çıkmayı gerektirmeyen, karar almayı gerektirmeyen, her şeyin hazır olduğu bir kozanın içine sığınmak. O kozada ne o şehri tanırsınız ne de kendinizi.
Yirmi yıl önce bir tatil planlamak, bir harita açmak, bir yol sormak, bir pansiyon kapısını çalmaktı. Belki riskliydi, belki konforsuzdu. Ama orada olduğunuzu hissediyordunuz.
Şimdi ise “en uygun fırsat”ı buluyor, “puan” kazanıyor, “iade garantili” odayı tıklıyor ve gidiyoruz. Sonra dönüyoruz. Ve soruyoruz: “Dinlendim mi?” Cevap genellikle: “Bilmiyorum.”
Belki de bu yıl biraz durup düşünmeli: Nereye değil, niçin gittiğimizi.
Kaçmak istiyorsak kabul edelim. Ama kaçtığımızı bilerek kaçalım. Planlamak istiyorsak da o zaman haritayı açalım, kitapları karıştıralım, rotayı kendimiz çizelim. Ve en önemlisi: Gittiğimiz yere telefonumuzu değil, bütün dikkatimizi götürelim.
Yaza girerken herkese iyi tatiller değil, iyi yolculuklar diliyorum.