Sezonun en telaşlı, en hareketli haftalarından birini geride bırakıyoruz. Oteller açıldı, koridorlar hareketlendi, kahvaltı salonlarında çatal bıçak sesleri gelmeye başladı. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. Misafirler tatillerinin tadını çıkarıyor. Personel koşturuyor. Siz de onlarla birlikte koşturuyorsunuz.
Ama bir an geliyor, herkes odasına çekiliyor, koridorlar sessizleşiyor, resepsiyonda kimse kalmıyor. Sadece siz ve bir fincan çay. İşte o an, dolu bir otelin ortasında yalnız olduğunuzu fark ediyorsunuz.
Misafirlerle Arada Mesafe
Küçük otel işletmeciliğinin en büyük yanılgısı şudur: Misafirlerle samimiyiz, onlarla arkadaş gibiydik, sanki evimize misafir almış gibiydik.
Evet, büyük otellerde olmayan bir samimiyet vardır. Ama bu samimiyet, gerçek bir arkadaşlık değildir. Misafir, sizinle güler, sohbet eder, kahvenizi içer. Ama ödediği ücret karşılığında bunları alır. Siz de verdiğiniz hizmet karşılığında kazanırsınız. Arada bir ticari ilişki vardır. Bunu unutmak, hayal kırıklığına yol açar.
En sevdiğiniz misafirlerin bile bir sabah çıkıp gittiğini, bir daha haber vermediğini görürsünüz. Onların hayatında siz, sadece bir konaklama anısısınızdır. Sizin hayatınızda ise onlar, yüzlerce misafirden sadece biridir.
Bu mesafeyi kabul etmek, işletmeciliğin olgunluk sınavıdır.
Kimsesizlik Hissi
Dolu bir otel, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Herkesin sorunu sizin sorununuzdur. Kliması bozulan, komşusundan rahatsız olan, kahvaltıda beğenmeyen, gece geç saatte odaya giriş yapan… Herkesin derdi size gelir.
Ve o an fark edersiniz ki, sizin derdinizi alacak kimse yoktur. Personel size gelir, misafir size gelir, tedarikçi size gelir. Ama siz kime gideceksiniz? Bu işin en yalnız tarafı, en tepede olanıdır.
Büyük otellerde genel müdürün bir yardımcısı vardır, onun da bir asistanı. Sizde ise yoktur. Kararlar size ait, sorunlar size ait, başarılar da size ait. Ama başarıyı paylaşacak çok kişi bulursunuz. Yalnızlığı paylaşacak kimse yoktur.
Kendine Misafir Olmak
Bu yalnızlık, bir lanet değildir aslında. Öğrenildiğinde, bir güce dönüşür.
Dolu otelde yalnız kaldığınız o anlarda, otelinize bir misafir gibi bakmayı deneyin. Resepsiyondan içeri girin, sanki ilk kez geliyormuşsunuz gibi. Koku var mı? Işık yeterli mi? Çalışanlar gülümsüyor mu? Bahçede oturacak güzel bir yer bulabiliyor musunuz? Kendi otelinizde kendinize misafir olun.
O an görecekleriniz, yorgun gözlerle göremediklerinizdir. Belki değiştirmeniz gereken şeyleri gösterir size.
Ayrıca o yalnızlık, düşünmek için bir fırsattır. Kimsenin olmadığı, telefonun susmadığı, bir şey yetiştirme derdinin olmadığı o anlar. Onları kaçırmayın. Bir çay koyun, arkanıza yaslanın. Ne kadar ileri gittiğinize bakın. Ne kadar yolunuz kaldığını düşünün. Sadece orada olun.
Başka Yalnızlıklar da Var
Dolu otelde yalnız kalmak, belki de en hafif yalnızlıktır. Asıl zor olan, sezon bittiğinde bomboş otelde yürümek, her odanın kapısını açıp geçen sezonun hayaletleriyle konuşmaktır. Ya da kışın, bir tek sizin olduğunuz, ısıtmaya kıyamadığınız, koridorlarda yankılanan ayak seslerinizle baş başa kalmaktır.
Ama bu yazının konusu o değil. O yalnızlığa, sezon sonunda geliriz.
Sonuç
Bu hafta oteliniz doluyken, bir akşam herkes odasına çekildiğinde, resepsiyonda yalnız başınıza oturduğunuzda, içinizden bir şeyler fısıldayacak. “Kimse yok” diyecek. “Herkes kendi aleminde” diyecek.
O fısıltıya kulak verin ama ona yenik düşmeyin. O an, sadece size ait bir andır. Ne misafirlerin ne personelin ne de ailenizin dahil olmadığı. Sadece siz ve işletmeniz. Belki de en saf, en gerçek ilişki budur.
Dolu otelde yalnız kalmak, bu işin en olgunlaştıran yanıdır. Çünkü size şunu hatırlatır: Herkes gider, otel kalır. Ve otel, siz olduğunuz sürece kalır.
O yüzden o yalnızlığı kucaklayın. İçinizden bir şeyler geçerken, onları not alın. Belki bir sonraki yazının konusu çıkar.
Sezon yoğunluğunda kendinize zaman ayırmayı unutmayın. Herkes gittikten sonra, siz hala oradasınız. O yüzden nefes alın, yavaşlayın ve bir fincan çayı hak ettiğinizi bilin.